Featured

  • Descrição
  • Descrição
  • Descrição

Ziyaret ettiğiniz Bin 960' ın

Bir blogla aslında, uzaktan yakından alakası yoktur.

Web üzerinde bulundurulan bir çeşit kişisel arşiv olarak düşünülmüş ve hazırlanmıştır. Yani bilginin depolandığı harcı alem bir yer olarak düşünülebilir.

Yazıların tamamı başkaları tarafından hazırlanmış olup Bin 960 sahibiyle ilgisi bulunmamaktadır. İçerik arzu edildiği şekilde kaynak göstermeye gerek olmaksızın kullanılabilir.

Hiçbir iddianın sahibi değiliz.

Arnavut mu

Ne yazık ki insanlarımız Rumeli'yi bilmeyen insanların yanında Rumelili olduğunu vurgulamak için "Arnavut", "Bulgar Göçmeni", "Yugoslav Göçmeni", "Makedon" gibi tanımlamalar kullanmakta. Aslında Türkiye'de ki bu durum bizlere senelerce ezberletilen sadece Türkiye'de Türkler yaşamaktadır tarzındaki bir düşünceden, veya biz göçmenlerin Balkanlarla ilgili kaymaçina'dan, pite'den başka bir şey bilmediğimizden dolayı sanırım. Peki, bu durumlar doğru mu? tabi ki yanlış...

Eski Yugoslavya'yı düşününce burada yaşayan Türkler ve Arnavutlar senelerce beraber yaşamışlar, kız alıp vermişler falan...Hatta Arnavutlar dini kimliğini temsilen "Türklük hakkım için..." diye yemin etmişler. Eskiden gelen bu durum Nurcan Baklacıoğlu hocanın deyişiyle "shifting identities" oluşturmuş...Yani bir göçmenin karşısındaki birisi eğer "ben Arnavutum" diyorsa o da kendini Arnavut, veya "Türküm" diyorsa o da bu sefer kendini Türk milli kimliğinde tanımlayabiliyor.

Fakat özellikle II. Dünya savaşı sonrasında Türkler ve Arnavutlar arasında din esaslı kimlik (yani Osmanlıdan gelen millet sistemin devamı vs.) yerini millet esaslı kimliğe bıraktı. Bu noktada tabi ki Türklük bilinci ve Arnavut bilinci Balkanlar'da rakip iki milliyetçilik oldu. Şüphesiz bu rekabetin kökeninde soğuk savaş dönemi komünist yönetimlerin Türkiye'yi düşman olarak algılaması ve bu sebeple Balkanlar'da yaşayan Türkleri bir tehdit unsuru olarak görmesi var. Bu durum içinde Arnavut milliyetçiliği Yugoslavya'da sübvanse edilip, Türklerin üstüne baskılar kuruldu. Örneğin Kosova'da 1951 yılına kadar Türkçe eğitim yapılamadı, kimse kendini Türk olarak yazdıramadı. Makedonya'nın batısında ise Türkler ya baskılardan korkarak, ya da zorla, çoğu Türk kendini kimliğe Türk olarak yazdıramadı, Ocak 1948'de Üsküp'de yapılan Yücel hareketine yönelik mahkeme ve propaganda süreciyle Türklerin üstünde baskı kurulmaya çalışıldı( Kısmetse 28 Şubat ayında her sene olduğu gibi Yücelcileri anacağız). Sonuç 1948 yılında sadece 94 bin kusur kişi Türk olarak yazılabildi. "Dinim Türklük hakkı için" diye yemin eden Arnavutlar kardeşlerimiz, "Ben bir Makedon için on Türk vururum, çünkü Osmanlı bizi geri bıraktı" tarzında konuşmaya başladı...Şüphesiz bu sözler o dönem gerek Yugoslav gerek Arnavutluk hükümetlerince sübvanse edilen Arnavut milliyetçiliğinden dolayıdır.

Tito-Stalin ayrımından sonra Yugoslavya SSCB, Arnavutluk'la uzaklaşırken batıya dolayısıyla Türkiye'ye yakınlaştı. Bu sefer Türklerin gasp edilmiş hakları hatta kimi yerde kimlikleri geri verildi. Bu sefer ise Yugoslavya hükümeti -özellikle altını çizmek istiyorum- Türklerle Arnavutları bir rekabet içine soktu. Türklerin üstünden baskı kalkınca 1953 yılında 200 bin kusur kişi kendini Türk olarak yazdırdı, bunun yaklaşık 34bini Kosova'da yaşayan Türklerdir. Nihayet bu tarihte göç anlaşması imzalanınca Türk kimliğine sahip Yugoslavya vatandaşları Türkiye'ye göç ettiler. Şüphesiz ortak evliliklere, ortak geçmişlere sahip bu iki halktan bahsederken, Arnavut kökenli olup, Türklük bilinci taşıyanlarda Türkiye'ye göç etmiş olabilir, nihayetinde o dönem göç edenlerin %10 civarı olması lazım Arnavutça bilen göçmenlerdi.(Daha açık olması için şöyle düşünelim: mesela Baba tarafı Türk, anne tarafı Arnavut olan bir Müslüman Yugoslavya vatandaşı, gayet Türk kimliğine de sahip olabilir veya "shifting identities" durumundan dolayı bazı yerlerde ben Arnavutum da diyebilir) Ki bu Arnavutça bilenlerde -Akın Bey'in söylediği gibi- "ben Türk'üm" diye diye göç edebilmişler.

Yalnız enteresan olan şu ki 1950'ler de Türkler Yugoslavya'dan Türkiye'ye göç ederken, bazı milliyetçi Arnavutlar bu göçü "Arnavutların göçü" hatta "arnavut sürgünü" olarak nitelemişlerdir. Enver Hoca "Türk okulları açıp, Arnavutlara Türk deyip, Türkiye'ye göç ettiriyorlar" benzeri bir söz ederek Türklerin aslında Arnavut olduğunu iddia etmiştir. Daha dahası, Arnavut milliyetçileri, Yücel hareketini bir Arnavut milliyetçiliğine sahip, bir Arnavut hareketi olarak tanımlamaktadırlar...Eh pes doğrusu...

Kısacası Arnavutlar kardeşimizdir, hatta anamız belki de babamızdır...Yalnız işin içine politika girince, ki politika Balkanlarda hiç eksik olmuyor, bu kardeşlik durumunun biraz tadı kaçabiliyor...Örneğin bugün Arnavut milliyetçiliği, Balkan Türkleri için, Makedon milliyetçiliğinden de, Sırp milliyetçiliğinden de daha tehlikeli...Bir işveren Arnavut, işçisi Türk'e "çocuklarını Arnavut okuluna vermezsen seni işten atarım" tarzında tehdit edebiliyor. Dolayısıyla Türklere yönelik asimilasyon süreci el altından, devlet eli kullanılmaksızın devam ediyor. Bizler ise Rumelili Türkler veya göçmenler olarak, Arnavut olmadığı halde "ben Arnavutum" diyerek bu asimilasyon sürecine katkıda bulunuyoruz. Çünkü Türkiye'deki siyasilerimiz "Arnavutların?" oyunu almak için Balkan politikalarını buna göre belirliyorlar, Balkanlarda Arnavutlara destek verirken yer yer Türklerin ezilmesine göz yumuyorlar.

Dediğim gibi Türkler-Arnavutlar kardeş ama...ah bir de Balkanlardaki Arnavutlar, Balkanlardaki Türkleri asimile etmeye çalışmasalar...Ve Türkiye'de yaşayan göçmenler gerçekten kimliği ne ise veya hangi kimlikle mutlu ise onu belirtip, istatistik verilerini allak bullak etmeseler... Belki de bu nokta da Rumelili STK'lara görev düşüyor...Belki de derneklerimiz Balkan Türklerini korumak için bir şeyler yapmalı, Nasıl ki -gerek balkanlarda olsun gerek Türkiyeden olsun- bazı STKlar Arnavut milliyetçiliğini destekliyorsa, biz Rumelili Türkler de Türk milliyetçliğini desteklemeliyiz. Şüphesiz bu noktadan hareketle desteklenecek Balkanlarda yaşayan Türkler, yaşadıkları yerlerde asimilasyon korkusu olmaksızın daha rahat edecekler. Karşılıklı eşit güçlere dayanan denge, ve asimilasyon tarzı tehditlerin ortadan kalkması, Arnavut-Türk kardeşliğini daha sağlam temellere oturtup, kardeşlik kelimesini bir "masal"dan çıkarıp, etkili bir gerçekliğe dönüştürebilir.

Eren Atala

0 yorum:

Yorum Gönder